Pazar , 23 Eylül 2018

TALİP ERCAN, ” GELİN BİR NOSTALJİ DAHA YAPALIM “

GELMEZ O GÜNLER, DÖNMEZ O GÜNLER MAZİDE KALDI…

 

Yine bir buluşmamıza bir dönemlerin sevilen bir Türk Sanat Musikisi şarkısından başlayalım dedim…neyi merak ediyorum biliyormusununuz zamane çocuk ve gençleri Allah uzun ömürler versin, yıllar sonra bir birlerine çocukluk ya da gençlik anıları olarak neler anlatabilecek…Facebook’da, İnstagram’da Twitter’da şu kadar çok takipçim mi vardı diyecekler, yada sanal oyunlarda bir kere zirve yapmış müthiş puan toplamıştım, yetişebilen olmamıştı mı diyecekler?

 

Oysa bizim gibi yaşı 50’ye ulaşmış kesimlerin ne de çok anıları vardı…haftanın son günü yani Pazar Akşamları yıkanma faslı vardı mesela…büyük bir teneke leğende gerçekleşirdi bu iş…annelerimiz o kadar sıkı yıkarlardı ki derilerimiz soyulacak sanırdık, gözlerimiz kaçan sabunlardan nede çok kızarır, kaşınırdı, kurulandıktan sonra aynaya bakıldığında gözlerimizin halin görüp kendimizden korkardık.

 

7o’li yıllarda çocukluklarını yaşayanlar olarak televizyon bile çok az evde bulunurdu…bizim o yıllarda Delta Marka televizyonumuz vardı, hatta babamın çalıştığı Paşabahçe’deki Tevfik Paşa Yalısından, Şahinkaya’daki evimize taşındığımızda mahallede televizyonu olan birkaç evden biri idik. Cumartesi günleri bir hayli misafirlerimiz olurdu, Pazar Sabahları ise Kovboy Filmlerini kaçırmadık. Gazetelerin yine bu günlerdeki gibi ilaveleri vardı, onların bulmacalarını çözmek ayrı bir heyecan idi. Sonrasında ise Teksas-Tom Miks, Kızılmaske okumalı saatlerimiz olurdu.

 

Yazlık Sinemalar dolar taşardı, Paşabahçe SSK Hastanesi karşısındaki Sinemada az film izlemedikti, şimdilerde Simpaş Holdingin Sahipleri oturmakta denmekte o sinemanın yerinde…İstanbul’a gitmek vardı mesela…bugünlerde ne de tuhaf geliyor değil mi? İstanbul’a gitmek, sanki İstanbul’da ikamet etmiyorduk…sahi Beykoz çok farklı bir yerdi ve İstanbul bir o kadar da uzaktı çoğu kişi için. Zaten gidenlerin de çoğu o yıllarda pek çok ailenin geçimine katkı sunan Tüccar işlerini almak ya da yapıp geri götürmek için Arabalı Vapur ya da Vapur ile İstanbul’un yolunu tuttardı.

 

Bir gün ki ilkokula gidiyordum sanırım…yaşım 9 ya da 10 olsa gerek, Paşabahçe’deki evimizden Beykoz Çayırına gitmiş orada bulunan Bisiklet-Motosıklet kiralama yerinden bir motor kiralamıştım, gazı fazla çevirmiş olacağım düştüm ve o beyaz kota çayırın çimenlerinin izleri bulaşmasın mı? Anneme nasıl izah edeceğim diye ne de çok korkmuş idim…yani ilk okul çağlarında da cesaret varmış hani…

 

Abim Muammer’in Ortaokula gittiği dönem ki ben daha ilkokul sonda olsam gerek, eskiciden bir fotoğraf makinası ile geldi. Hemen fotoğrafçıdan film aldık deneye, deneye siyah beyaz karta basılmış filmleri gördük, yaşadık, 36’lık filmden galiba ilk çekimde çok az güzel çıkan olmuştu. Yani ilk makinayı elimize aldığımız günler 1978-79 yılları idi. Sonrasında malum yılda kaç bin kare fotoğraf çektiğimi bile sorsanız söyleyemem.

 

İşte o 70’li yıllarda ilk kez önünden geçmiştim Beykoz Kulüp Binasının…Basketbol sahasında maç yapanlar vardı…ha bu arada Rahmetli Dedemin de Beykoz Merkezde Onçeşmelerin hemen yanı başındaki Hacı Ali Bey Sokağında 3 katlı ahşap binası vardı. Oradan cumbalı camdan gelip geçenleri seyretmek de ne hoştu.

 

Beykoz Çayırında bugün Beykoz Stadının Halı Saha tesislerinin olduğu yerde Çay Bahçeleri vardı…Futbol Sahasının etrafı tamamen açıktı. Kelle İbrahim Turnuvaları ailece izlenirdi, biz de o zaman Şahinkaya’dan Eniştemiz olan Osman Cevizci’nin de Formasını giydiği Şahinkaya Takımının maçını izlemeye gitmiştik diye aklımda kalmakta. Şahinkaya Takımı da dönemin namlı futbolcularının oynadığı bir ekipti…sanırım Kartalspor ve Esmerspor adlarında da takımları vardı. Tahtadan yapılmış sandalyeleri şimdilerin ipek kaplamalı koltuklarına değişmem.

İlkokula giderken Paşabahçe Stadında maç izlediğimi hatırlarım…9-10 yaşlarında idim galiba, tribünler dolu, dolu idi…bir defasında benim bulunduğum tarafa top kaçtı onu alıp direklerin arasından sıyrılıp futbolcular elden teslim etmiştim, ne de zayıfmıştım o yıllarda.

 

Yazlar bir başka güzeldi…biz 15 gün ya da 1 aylığına Annemin Köyü olan Mahmut Şevket Paşa Köyüne giderdik…dedemin bahçelerinde olmayan meyveler yoktu…at arabaları vardı dört teker üzerine kesilen uzun iki ağaç dalının yanlamasına kısa ağaçlarla tutturulduğu at arabası…Düğünlerde bir başka neşeli geçerdi üç gün üç gece süren düşünler, ortada kaynayan kazanlardaki kuru fasulyeler ve pilavların lezzetini şimdilerde İstanbul’un en kaliteli, lüks Restoranına gitsem bulamam. Köy gençlerinin Kasap Havası oyunu vardı ki şimdilerde bile birkaç simayı çok iyi hatırlarım çok iyi oynarlardı

Yani uzattıkça uzattığımın farkındayım ama maziye bir bakınca zor çıkılıyor…sahi bu zamanın çocuk ve gençleri sizce ileriki yaşlarında ne anılar anlatabilecekler ki…bir zaman makinası olsa da o yıllara gidebilsek…Çivi oyununu, Tipitip Sakızı Karikatür oyununu, misket, yakar top, uzun eşek, ve oynamaya doyamadığımı maçları…Galatasaraylı Yasin ve Gökmen Özdenaklı günler, Fenerbahçeli Kaptan Alpaslan Eratlı ve Cemil Turanlı yıllar…

Haa bu arada Şahinkaya’daki maçlarımızda o günlerde bir gençten çok bahsedilirdi…kendinden birkaç yaş büyüklerin her zaman aralarına ilk aldıkları isim….müthiş yetenekli idi o genç…hayranlıkla izlerdik….kim miydi dersiniz Şimdilerin İmparator Çetin Nalbantoğlu’su yahu….

 

Beykoz bir başka güzeldi be dostlar…

 

HABERİ YAZAN YAZARIMIZ: Haber Merkezi

avatar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

192.168.1.1 Router Admin Login